http://www.ozgurmedya.org/newsdetail.asp?CatID=50&NewsID=11582
126 YILDIR YAKAN GERÇEK
Yeni bir 1 Mayıs’a emperyalizmin yeni sömürgecilik sisteminin biriciği, yerli finans kapitalin, artı değer ve tekel karı sömürüsüyle palazlanırken onun dümen suyunda özelleştirme ve ihale vurgunlarından beslenen işbirlikçi, yerli para babalarını da beraberinde, kendi pislik çukuruna sürüklediği günlerde giriyoruz.
Emperyalist boyunduruğun onca yaptırımları ve dayatmaları ile geri bıraktırılmış, yeni sömürge tipi bir ülkenin yaşadığı vicdanın ve aklın yitirildiği bu günler, iflah olmaz dehşette kör, sağır ve dilsiz günlerdir. Algı/ algılama yeteneği yitirilmiş olup, us, duygu ve vicdan boyutunda ar damarları da çatlamıştır. Durum böyle olunca da, şimdilerde arsızlığın, politik edepsizliğin had safhaya ulaştığı, hasbelkader seçilmiş sermaye elitlerinin sözcüğün gerçek anlamı ile yüzsüzleştiği günler yaşanmaktadır.
Kuşku ve tartışmaya yer bırakmayacak denli açıktır ki, egemen sınıfların hükmettiği tarihe bakıldığında, böylesi sözün, aklın geçmediği günlerde hep yoksullara, işlikte fabrikada tezgah başında, tarla, mutfakta, fırında çalışan, dünyanın işini ve derdini omuzlarında taşıyan emekçilere, akıl almaz zulümlerin, acıların yaşatıldığına elbette tanık olunacaktır.
Bu iddialı söylem, halkın kendi sistemlerine uymaktan başka seçeneği olmadığını savunanların keyfini kaçırsa da, yer altında üstünde ne varsa, tüm zenginliklerinin egemen sınıflara altın taslarda sunulduğu, külfetlerinin ve günahlarınınsa dünyanın çarkını çeviren işçi sınıfına ve emekçilere yıkıldığı yakıcı gerçeği ile örtüşmekte.
* * *
Mayıs 1886’da, insanca çalışmanın
uzağında, iş güvenliğinden, sendika hakkından habersiz, abartısız gün
doğumundan gün batımına dek çalıştırılan işçiler, “Sekiz saat çalışma, sekiz
saat dinlenme ve sekiz saat canımız ne isterse” sloganı ile yola çıkarak, yine
aynı en temel istemle, haklı olarak greve giderler. İlerleyen
yıllarda, oralardan günümüze dek bir işveren klasiği haline gelecek
olan “kan-barut-dipçik” maharetini her daim elinin altında bulunduran Amerikan
devlet güçlerinin, grevlere saldırması sonucunda yüzlerce işçi yaralanırken
dört grevci işçi de öldürülür.
Vahşi saldırının sonucunda gelen katliam, 4 Mayıs 1886 günü büyük katılımlı bir mitingle protesto edilir. İnsanları saran onca kızgınlığa karşın, miting, işçi sınıfının ağırbaşlılığına uygun olarak olaysız bir biçimde dağılırken, nereden geldiği, kimin attığı belli olmayan bir bomba sonucunda yedi polis memuru yaşamını yitirir.
Aslında emek hareketini baskılamak için yeterince bahanesi olan polis devletinin, toplu bir saldırıya geçmek için, artık yeni bir gerekçesi vardır. Yüzlerce gözaltı ve tutuklama yapar. Tutuklanan işçilerden Albert R.Parsons, August Spies, Samuel J. Fielden, Michael Schwab, Adolph Fischer, George Engel ve Louis Ling, hiçbir kanıt ve tanık olmaksızın tümüyle asılsız ve düzmece gerekçelerle, ‘Yediye yedi’ öç alma duygusu ile idam edilir.
*
* *
1889 yılında, 2.Enternasyonal ‘1 Mayıs’ gününü, “İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü” olarak ilan eder.
İşçi sınıfı da, kapitalizmin şiddete baş vurmakta bir sakınca görmeyen sömürüsüne, adaletsiz paylaşımına, örgütsüzlüğü dayatmasına karşı, bağımsız ve ortak mücadele hattı olarak ‘1 Mayıs’a sahip çıkar. Böylece, sekiz saatlik çalışma ve sendika hakkı ile birlikte, sınıfsız-sömürüsüz-sınırsız bir dünya hedefi, farklı zaman ve coğrafyalardan günümüze dek gelir.
*
* *
Yine de, kapitalist sistem doğası gereği, kar sisteminin sürdürülmesi ve korunması için, işgücünden başka satacak bir şeyi olmayan işçi sınıfının, güvencesiz ve örgütsüz ortamlarda çalıştırılmaları istek ve kararlılığından vaz geçmeyecektir. Bugüne dek olagelen de budur. Posalar çıkıncaya, iliklere dek sömürülmeler ve iş cinayetlerine kurban gitmeler…Uzun sözün kısası, kapitalist sistemin özünde ve işleyiş biçiminde, 126 yıldır insan onurundan ve emeğinden yana bir olumlu değişiklik ve gelişme yok. Fotoğraf, hep aynı bilinen, yani bildiğimiz fotoğraf…
Hiç kuşku yok ki, Adıyaman Organize Sanayi Bölgesi’ndeki GÜNKAR Tekstil’de, çalışma sürelerinin 12- 13 saati aşması, kapitalizmin geldiği son aşama neoliberal sistemin esnek, güvencesiz ve kuralsız çalışmasını gözümüze sokan yüzlerce örnekten sadece biridir. (Evrensel Gazetesi, 26 Nisan 2012)
İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre 2012 yılında yazılı ve görsel basına yansıyan işçi cinayetlerinin sayısı, ocak ayında altmış iki, şubat ayında kırk iki, mart ayında elli dokuz, nisan ayının bitiminde ise seksenin üzerindedir. Var olan neoliberal sömürü sisteminden kaynaklanan kurumsal ihmal ve plansızlıkların sonucu gerçek sayının, basına haber konusu olan “ölüm”lerin, “kaza”ların üzerinde olduğunun tahmin edilmesinin bile, işgücü sömürüsünün ve emekçilerin yaşamını ve geleceğini karatan kar hırsının açık bir göstergesidir.
Bu araştırma verilerinin kanıtı
olan, göz göre göre işlenen cinayetleri, üzerimize doğru gelmekte olan
buzdağının, su yüzeyinde salt görünen bölümü olarak kabul edersek, işçi
sınıfını, emek ve demokrasi güçlerini altına alarak ezecek olan suyun altındaki
görünmeyen bölümü ise “Ulusal İstihdam Stratejisi” adı altında yaşama
geçirilmek istenen sinsi ve vahşi plandır. Sermayenin sınıf düşmanı, ihanet
planı, “Torba Yasa” nın içinde gizlenerek yasalaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu
güne dek kazanılmış sendikal hak ve özgürlükleri, çocuklarımızın geleceğini
gasp etmeye kilitlenmiş düşmanca plan, şu ana başlıklar altında
özetlenebilir:
- Kıdem Tazminatlarının orta vadede,
kazanılmış yasal hak olarak kabulünün ve uygulanmasının kaldırılması.
- Asgari ücretin daha da düşürülmesinin önünü
açacak “Bölgesel asgari ücret.” uygulaması.
- Taşeronlaştırmanın, taşeron sisteminin daha
kolay ve sorunsuz uygulanabilir olmasını sağlayacak yeni hak kayıplarının
devreye sokulması.
- Kişinin iş seçme hak ve iradesini
“Özel İstihdam Büroları” na devredilmesini yasal zeminini hazırlayacak olan
modern kölelik uygulamalarına geçilmesi.
- Esnek ve kuralsız çalıştırmanın, -bu
yetmedi- daha da güvencesiz bir çalışma ortamının koşullarının yaratılması.
* * *
Yeni bir 1 Mayıs’ın öngününde Türkiye İşçi sınıfına ve emekçi halklarına devlet eli ile örgütlü olarak yaklaşmakta olan tehlikenin çalışma yaşamı ayağında yatanlar bunlardır. Beden sağlığımızı, iş güvenliğimizi tehdit eden tehlike bu denli açıksa, doğaldır ki, hedeflerimiz ve taleplerimiz, bağımsız sınıf tavrımız da açık ve kesin olmak zorundadır:
1. * Esnek, kuralsız ve güvencesiz koşullarda kölece çalıştırılmaya,
2. * Sendikasızlaştırmaya,
taşeronlaştırmaya, kazanılmış hak kayıplarına, düşük ücretlere ve saldırı-zulüm
yasalarına,
3. * Açlığa,
sefalete, işsizliğe; eğitimde ve
sağlıkta müşteri gibi karşılanmaya,
4. * Doğal bitki örtüsünün, börtü böceğin, havanın, toprağın, suyun, gözleri doymayan kapitalist haydutlarca yok edilmesine, başka deyişle ekolojik katliam tasarılarına ve girişimlerine,
5. * Ülke
ekonomisinin kan kaybetmesinin, bizden alınan vergilerin, kesilen mesailerin,
el konulan sosyal haklarımızın ve tazminatlarımızın kirli bir savaşa gitmesine,
6. * Kirli ve haksız savaşın bahanesi ve çıkış
noktası Kürt sorununun, demokratik ve barışçıl çözüm yollarını tıkayan askeri
ve de siyasal operasyonlara,
7. * Özcesi, vahşi kapitalizmin her türlü
haydutluğuna, haramiliğine ve terörizmine, yer altı ve yer üstü
zenginliklerimizin yabancı sermayenin aç gözlü tekellerine peşkeş çekilmesine
karşı,
HAYDİ 1 MAYIS’A…
EMEĞİN, DAYANIŞMANIN, MÜCADELENİN ve ÖZGÜRLÜĞÜN BAYRAMINA.
Hasan Oğuz Bilgen, 30 Nisan 2012, Bornova Beld. Şantiyesi.
Haber Tarihi 30/04/2012,
Haber
Editörü: Özgür Medya,
Haber
Kaynağı: Özel,
++
Ozgur Medya ++info@ozgurmedya.org
Sitede
yer alan yazılar yazarlarını bağlar.
Site
yönetimi yasal sorumlu değildir.
Telif
Hakları Yasası'nca korunur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder