23 Nisan 2014 Çarşamba

126 YILDIR YAKAN GERÇEK



http://www.ozgurmedya.org/newsdetail.asp?CatID=50&NewsID=11582

++info@ozgurmedya.org

 

126 YILDIR YAKAN GERÇEK

Yeni bir 1 Mayıs’a emperyalizmin yeni sömürgecilik sisteminin biriciği, vazgeçilmezi ve kıymetlisi yerli finans kapitalin, artı değer ve tekel karı sömürüsüyle palazlanırken, onun dümen suyunda özelleştirme ve ihale vurgunlarından beslenen işbirlikçi, yerli para babalarını da beraberinde, kendi pislik çukuruna sürüklediği günlerde giriyoruz. 

Emperyalist boyunduruğun onca yaptırımları ve dayatmaları ile geri bıraktırılmış, yeni sömürge tipi bir ülkenin yaşadığı vicdanın ve aklın yitirildiği bu günler, iflah olmaz dehşette kör, sağır ve dilsiz günlerdir. Haliyle beş duyu ile birlikte algı / algılama yeteneği yitirilmiş olup, us, duygu ve vicdan boyutunda ar damarları da çatlamıştır. Durum böyle olunca da, şimdilerde arsızlığın, politik edepsizliğin had safhaya ulaştığı, hasbelkader seçilmiş sermaye elitlerinin sözcüğün gerçek anlamı ile yüzsüzleştiği, gemi azıya aldığı günler yaşanmaktadır.

Kuşku ve tartışmaya yer bırakmayacak denli açıktır ki, egemen sınıfların hükmettiği tarihe bakıldığında, böylesi sözün, aklın geçmediği günlerde hep yoksullara, fabrikada/ işlikte tezgah başında, tarla bağda, mutfakta, fırında çalışan, dünyanın işini, derdini omuzlarında taşıyan emekçilere, akıl almaz zulümlerin, acıların yaşatıldığına elbette tanık olunacaktır. 

Bu iddialı söylem, halkın kendi sistemlerine uymaktan başka seçeneği olmadığını savunanların sinirlerini gerse de, yer altında ve yer üstünde ne varsa, tüm zenginliklerinin egemen sınıflara altın taslarda sunulduğu, külfetlerinin ve günahlarınınsa dünyanın çarkını çeviren işçi sınıfına ve    emekçilere yıkıldığı yakıcı gerçeği ile örtüşmekte.

*   *   *

1 Mayıs 1886’da, insanca çalışmanın, iş güvenliğinin ve sendika hakkının çok uzağında, Amerika’da, abartısız gün doğumundan gün batımına dek çalıştırılan işçiler, “Sekiz saat çalışma, sekiz saat dinlenme ve dahi sekiz saat canımız ne isterse.” sloganı ile yola çıkıp, yine aynı en temel istemle, haklı olarak greve giderler.  İlerleyen yıllarda, oradan ta günümüze dek bir kapitalizm klasiği haline gelecek olan “ kan-barut-dipçik ” maharetini her daim elinin altında tutan emperyalist Yankee devletinin, yine aynı yöntemlerle greve, grevcilere saldırması sonucunda yüzlerce yaralı işçi alanları doldururken dört grevci işçi de öldürülür.

Vahşi saldırının sonucunda gelen katliam, 4 Mayıs 1886 günü büyük bir mitingle protesto edilir. Gösteri işçi sınıfının ağırbaşlılığına uygun olarak olaysız bir biçimde dağılırken, nereden geldiği ve de kimin yaptığı belli olmayan bir bombalama sonucunda yedi polis memuru yaşamını yitirir.

Ardından polis devleti, yoğun bir tutuklama kampanyasıyla yeni bir saldırıya girişir. Tutuklanan işçilerden Albert R.Parsons, August Spies, Samuel J. Fielden, Michael Schwab, Adolph Fischer, George Engel ve Louis Ling, hiçbir kanıt ve tanık olmaksızın tümüyle asılsız ve düzmece gerekçelerle, doğrusu “Yediye yedi” öç alma duygusu ile idam edilir.

1889’da 2.Enternasyonal 1 Mayıs gününü, işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kabul eder. 

İşçi sınıfı da, kapitalizmin şiddete baş vurmakta bir sakınca görmeyen sömürüsüne, adaletsiz paylaşımına, örgütsüzlüğü dayatmasına karşılık, sekiz saatlik çalışma ve sendika hakkının kavgasını ödünsüz savunup, sınıfsız-sömürüsüz bir dünya istem ve hedefi ile birlikte farklı zaman ve coğrafyalarda vererek günümüze dek gelir.

Kapitalizm doğası gereği, kar sisteminin sürdürülmesi ve korunması için, işgücünden başka satacak bir şeyi olmayan işçilerin, güvencesiz-örgütsüz ortamlarda gün doğumundan gün batımına esprisine uygun olarak çalıştırılmaları gerekmektedir. Bugüne dek olagelen de budur; posalar çıkıncaya iliklere dek sömürülmeler ve iş cinayetlerine kurban gitmeler…

Uzun sözün kısası, kapitalist sistemin özünde ve işleyiş biçiminde, 126 yıldır insan onurundan ve emeğinden yana bir değişiklik ve bir gelişme yok; fotoğraf aynı fotoğraf…

Hiç kuşku yok ki, Adıyaman Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Günkar Tekstil’de, çalışma süresinin 12- 13 saati aşması, kapitalizmin esnek, güvencesiz ve vahşi çalışma uygulamasını gözümüze sokan yüzlerce örnekten sadece biridir. (Evrensel Gazetesi, 26 Nisan 2012)

*   *   *  

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre 2012 yılında yazılı ve görsel basına yansıyan işçi cinayetlerinin sayısı, ocak ayında 62, şubat ayında 42, mart ayında 59, nisan ayının bitiminde ise  80’in üzerindedir.

Bu, var olan sömürü sisteminden kaynaklanan kurumsal ihmal ve hoyratlıkların gerçek sayısının, basına haber konusu olan “ölüm” lerin üzerinde olduğunun tahmin edilmesinin bile, işgücü sömürüsünün ve emek düşmanlığının, emekçi halkların geleceğine, yaşamına, onuruna yönelik beslenen sınıfsal nefretin açık bir belirtisi ve göstergesidir.

Bu araştırma verilerinin kanıtı olan, göz göre göre işlenen cinayetleri, üzerimize gelmekte olan buzdağının su yüzeyinde olan, salt görünen bölümü olarak kabul edersek, işçi sınıfını, emek ve demokrasi güçlerini altına alarak ezecek olan suyun altında kalan bölümü ise Ulusal İstihdam Stratejisi adı altında yaşama geçirilmek istenen sinsi ve vahşi plandır.

Sermayenin sınıf düşmanı, ihanet planı “Torba Yasa” nın içinde gizlenip yasalaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu güne dek kazanılmış sendikal hak ve özgürlükleri, dahası geleceğimizi, çocuklarımızın düşlerini ve umutlarını gasp etmeye kilitlenmiş sinsi plan, şu ana başlıklar altında özetlenebilir:  

  • Kıdem Tazminatlarının orta vadede, kazanılmış yasal hak olarak uygulanmasının kaldırılması.
  • Asgari ücretin daha da düşürülmesinin önünü açacak “ Bölgesel asgari ücret ” uygulaması.
  • Taşeronlaştırmanın, taşeron sisteminin daha kolay uygulanabilir olmasını sağlayacak yeni hak kayıplarının devreye sokulması.
  • Kişinin iş seçme hak ve iradesini  “Özel İstihdam Büroları” na devredilmesini yasal zeminini hazırlayacak olan modern kölelik uygulamalarına geçilmesi.
  • Esnek ve kuralsız çalıştırmanın, dahası güvencesiz bir çalışma ortamının koşullarının yaratılması… 

*   *   *

Yeni bir 1 Mayıs’ın öngününde Türkiye İşçi sınıfına ve emekçi halklarına devlet eli ile örgütlü, sinsice, -bir panter sessizliğinde- yaklaşmakta olan tehlikenin çalışma yaşamı ayağında yatan bunlardır. Beden sağlığımızı ve iş güvenliğimizi tehdit eden tehlike açıksa, doğaldır ki, hedeflerimiz ve taleplerimiz de açık olmak zorundadır

1.   Sınıfsal, ulusal, cinsel sömürü esaslı kölece çalıştırılmaya,

2.   Sendikasızlaştırmaya, taşeronlaştırmaya, her türden hak kayıplarına, düşük ücretlere ve saldırı-zulüm yasalarına,

3.   Açlığa, sefalete, işsizliğe eğitimde ve sağlıkta müşteri gibi karşılanmaya,

4.   Doğal bitki örtüsünün, börtü böceğin, havanın, toprağın, suyun, gözleri doymayan kapitalist haydutlarca yok edilmesine, başka deyişle ekolojik katliam tasarı ve girişimlerine,

5.   Ülke ekonomisinin kan kaybetmesinin, bizden alınan vergilerin, kesilen mesailerin, el konulan sosyal haklarımızın ve tazminatlarımızın kirli bir savaşa gitmesine,

6.   Kirli savaşın tek nedeni Kürt sorununun, demokratik ve barışçıl çözüm  

      yollarını tıkayan askeri ve de siyasal operasyonlara,

7.   Özcesi, kapitalizmin her türlü, her türden haydutluğuna, haramiliğine ve terörizmine, yer altı ve yer üstü zenginliklerimizin yabancı sermayenin aç gözlü tekellerine peşkeş çekilmesine karşı,

 HAYDİ  1 MAYIS’A… EMEĞİN, DAANIŞMANIN, MÜCADELENİN ve ÖZGÜRLÜĞÜN BAYRAMINA.                                                            

  Hasan Oğuz Bilgen, 30 Nisan 2012, Bornova Beld. Şantiyesi.

                                                   

Haber Tarihi 30/04/2012, 

Haber Editörü: Özgür Medya,

Haber Kaynağı: Özel,

++ Ozgur Medya ++info@ozgurmedya.org  

Sitede yer alan yazılar yazarlarını bağlar. 

Site yönetimi yasal sorumlu değildir. 

Telif Hakları Yasası'nca korunur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder